Yassıada ve Mirna-M
Mirna-M ile
tanışmam hiç beklenmedik bir anda oldu. İzmir yöresindeki uzun
bir araştırmadan sonra, yorgun argın geri Bodrum’a dönerken
rastladım ona. 1993’ün Eylül ayında, bunaltıcı yaz sıcaklarını
geride bıraktığımız, sonbahar serinliğinin
hissedilmeye başlandığı bir gündü. Araştırma
gemim Virazon’la güneye doğru yol alırken Bodrum yarımadasının
kuzeyini geçmiş ve iskele başomuzlukta belli belirsiz Turgutreis görünmüştü.
Turgutreis’in batısındaki Çatal Ada da sancak başomuzlukta
heybetli bir silüet halinde belirmişti. Gözlerim bir süre bu güzel adayı
okşadıktan sonra bakışlarımı daha Batı’ya,
Türkiye’de sualtı arkeolojisi tarihinin yazıldığı,
defalarca önünde dalış yaptığım Yassıada’ya
kaydırdım. Epeyi uzakta olmama rağmen, birdenbire adanın yapısının
hiç o alıştığım silüette olmadığını
farkettim. Belki yorgunluk algılamama tesir ediyordu. Belki de uzun süre
bu açıdan bakmadığım için adanın görünüşünü
unutmuştum. Gözlerim büyüdü, dikkatimi topladım, tekrar baktım.
Adanın batı tarafında bir gemi vardı ve gemi hiç kıpırdamıyordu.
Ve gemi bir uçak gibi burnunu gökyüzüne dikmiş adeta uçmaya hazırlanıyordu.
Mirna-M ile böyle tanıştım.
Mirna-M
hakkında daha fazla bir şey yazmadan evvel size Yassıada’nın
önemli bir özelliğini belirtmem lazım. Yassıada, Bodrum yarımadasının
batısında, Çatalada’dan sonra gelen, adı üzerinde, yassıca
bir ada. Turgutreis’den üç deniz mili açıkta, takriben beşyüz
metre boyunda küçücük bir ada. Yassıada’yı özel yapan adanın
kendisi değil, hemen yüzelli metre kadar batısındaki, deniz yüzeyine
kadar çıkan bir sığlıktır. Tarih boyunca, Sualtı
Arkeolojisi Enstitüsü olarak
tespit ettiğimiz kadarıyla, en azından 26 gemi bu sığlığa
çarpıp izlerini bıraktılar. Bu gemilerden bir kısmı
parçalanıp dağıldı ve bir kısmıda aldıkları
yaralar sonucu su alarak sığlık çevresinde battılar.
Mirna-M’de bu talihsiz kadere sahip gemilerden birisi olarak sakin bir Eylül
gecesi varanca hızıyla sığlığa çarptı.
Biraz daha
yaklaşınca Mirna-M’in akibetini anladım. Araştırma
gemimin rotasını sancağa kırarak Yassıada’ya yaklaştım.
Koskoca gemi başını sığlığa dayamış
duruyordu. Yanına gelip seslendiğimde yanıt veren sadece çevredeki
martılar oldu. Mirna-M bir hayalet gemiydi adeta. Daha sonra
öğrendiğime
göre gemi gece sığlığa oturduktan sonra gemi mürettebatı
bilinmeyen sebeplerden dolayı gemiyi terkedip kaçmıştı.
Kaderine terk edilen Mirna-M
uzun süre bu sığlığın üzerinde bekledi durdu. Hiç
kimse onu kurtarmaya gelmedi. Kışın başlamasıyla
birlikte Lodos rüzgarları da Mirna-M’I taciz etmeye başladı. Rüzgarların
cesaretlendirdiği dalgalar hiç yılmadan koskoca gemiye vurdu da vurdu.
Ve kaderine küsen, tüm umudunu yitiren Mirna-M soğuk bir kış günü
yavaşça kayarak başını yasladığı sığlığın
dibinde, fırtına ve dalgaların rahatsız edemeyeği 26
metre derinlikte ebedi istirahatine çekildi.
Ve bugün
8.Temmuz.2000, saat 08:30. Mirna-M’e ‘Anadolu’nun Sualtı Hazineleri’
ekibi inceleme dalışlarını gerçekleştirdi. Dalışta
sadece Mirna-M değil, ondan tam 18 yüzyıl evvel aynı akibeti
paylaşan ve kısmen koca geminin altında kalan MS. II yy. Rodos
Batığı’nı da inceledik.
Dalışa
dört kişi katıldı: Harun, Merve, Jose Antonio ve ben. Aslında
sadece dört kişi demek doğru değil; ‘Abdül’ olarak adlandırdığımız
sevgili robotumuzun gözüyle de bütün gemideki ekibimiz dalış yaptı.
Abdül üç motorlu, kendi gücüyle hareket edebilen bir robot. 50 metreye
inebiliyor, ki bu derinlikte ‘Anadolu’nun Sualtı Hazineleri” programı
çerçevesinde dalacağımız bütün batıkları kapsıyor.
Dalışta Harun, Merve ve ben Mirna-M ve bilhassa Rodos Batığı üzerindeki ölçüm ve çizimleri gerçekleştirdik. Rodos Batığı daha evvelce üzerinde dalış yaptığımız bir batık olmasına rağmen kesin planı elimizde yok. Hedefimiz bu tüm detayları sağlayabilmek.
Jose Antonio ise görüntülemeyi gerçekleştirdi. Jose, çok tecrübeli bir dalgıç ve belgesel yapımcısı. Yapımları Discovery Channel başta olmak üzere bir çok televizyon kanalında gösterilmiş. Projenin önemli bir hedefi de sualtı zenginliklerimizi bütün dünyaya tanıtabilmek. Internet bunu büyük bir başarıyla sağlıyor ama televizyonun gücü de hala eskisi kadar kuvvetli.
Bugün ekibimiz için çok önemli. Bir kaç saat sonra Kültür Bakanımız İstemihan Talay bizi ziyaret edip denizde, dalış bölgemizden bizzat basın toplantısı yapacak. Söylemeye hacet yok, bu bizim için büyük bir onur.
Bu yöre
ile ilgili bilgileri Bakanımızın gelişinden sonra daha
detaylı olarak aktaracağım.