Kiremit Batığı
Knidos’un
yakın çevresi haliyle bir çok batık geminin izlerini taşıyor.
Liman ne kadar güvenilir olsa da, sert havalarda limana sığınmaya
çalışan gemilerin hepsinin başarılı olamadığı
bir gerçek. Çevrede bir çok batık kalıntısı tespit ettik
ama gözlediğimiz ip uçları belki de bulduğumuzdan çok daha
fazla batığın çevrede olduğuna işaret ediyor. Ama bugünkü
konumuz bu izlerini yakaladığımız, ileride peşine
düşeceğimiz batıklar değil. Konumuz Tekir Burnu
Kiremit Batığı.
Bu
arada şunu da belirtmek isterim: Bu sitede sizlere tanıttığım
batıkların yerleri kesin olarak belirtilmediği gibi, bazen
konumları ile ilgili bilhassa yanıltıcı bilgiler de verdiğim
oluyor. Beni bağışlayın. Her ne kadar bu batıkların
hepsi yasak dalış bölgesinde de olsa yerlerini gizlememiz gerekiyor.
Ben size yine de batıkların kesin konumlarını belirtmeden,
çalışmalarımızı iletebildiğim için seviniyorum.
Gelelim
Kiremit Batığı’na. Batığın ana yükünü 50
cm.ye 60 cm. ebatlarında, kalınlığı 4-6 cm. civarında
olan kiremitler oluşturuyor. Ölçülerden de göreceğiniz gibi, bu
kiremitler bugün, hatta yakın tarihlerde kullanılan kiremitlerden çok
daha büyük ve farklı bir yapıya sahip. Kiremitlerin ölçüleri de,
el yapımı olmalarından dolayı 5-6 cm. ye varan farklılıklar
gösteriyor.
Batık
bir kaç sebepten dolayı ilgimi çekiyor: İlkönce yükü; şimdiye
kadar tespit etmiş olduğumuz batıkların büyük bir çoğunluğunun
kargosu amforalardan oluşuyordu. Bu batıkta ise hemen hemen hiç
amfora yok. Muhtemelen gemicilerin kullanımı için olan bir kaç
amforadan başka testi tipinde malzeme taşımıyordu. Geminin
konumu ve dağılımı da geliştirmekte olduğum bir
proje için uygunluk gösteriyordu; geliştirmekte olduğum ve sualtı
haritalama yöntemleri açısından büyük önem taşıyan üç
boyutlu ölçüm sisteminin denenmesinde uygun bir ortam oluşturuyordu.
Bunun sebebi de kiremitlerin köşeli yapısı ölçüm sistemin bu
aşamasında amfora gibi yuvarlak eserlere göre tatbikinin daha kolay
olmasıydı.
Batığa
iki dalış planladım: İlk dalışı görüntüleme
uzmanı Jose, Harun ve ben, ikinci dalışı da Maria, Merve ve
Aziz gerçekleştirecekti. Her iki dalışta Kerem’in kumandasındaki
sevgili robotumuz Abdül tarafından izlenecekti. İlk dalış
ekibinin görev listesi şöyleydi: Ben üç boyutlu haritalamam için
gerekli görüntüleri alacak, Harun arkeolojik incelemeleri gerçekleştirecek,
Jose’de tüm çalışmayı ve kalıntıları arşivleme
gayesiyle görüntüleyecekti. İkinci ekibin ise görevi dalış
zamanlarının müsaade ettiği kadar kiremitlerin ölçümlerini
kontrol etmekti.
Kaptan
Selahattin derinliğe rağmen gemimizi kısa bir sürede çalışma
alanının üzerine demirledi. Aziz dalış malzemelerini hazırladı,
aksona için kullanacağımız oksijen soluma regülatörlerini suya
sarkıttı. Kıç güvertede ekip olarak kısa bir toplantı
yaptık ve dalış hedeflerimizi gözden geçirdik.
İlk
dalış ekibi, Jose, Harun ve ben, kısa zamanda hazırlanıp
suya atladık. İlk gözlemimiz dibe kadar dimdik inen kayalar ve suyun
berraklığı idi. Dip sadece büyüleyici, koyu bir lacivert olarak
algılanıyordu. Beş metre kadar indiğimizde hafif akıntının
ritmine uyarak danseden yosunların arasındaki kiremit kırıkları
dikkatimi çekti. Biraz incelemeden sonra tüm kayanın üstünün kiremit
parçaları ile dolu olduğunu gözledim. Daha sonra bu kiremit kırıklarını
dipteki malzeme ile karşılaştırdığımızda
malzemenin aynı batığa ait olduğunu gözleyecektik.
Gemi
büyük bir olasılıkla Güney Doğu’dan esen ve yöreyi Ekim
aylarından sonra acımasızca döven Lodos rüzgarının hışmıyla
kayaların üstüne fırlatılmış, yükünün bir kısmını
kayaların üstüne serpiştirerek dibi boylamıştı. Aşağıya
yöneldiğimizde, o muhteşem Akdeniz lacivertinin içinde şekiller
belirmeye başladı. Geometrik dikdörtgen şeklini insan gözü çok
daha çabuk algılıyor; çok rahat seçiliyordu kiremitler. Dibe yaklaştıkça
kum zemin ile ona dim dik inen kayaların keskin sınırı rahatça
gözleniyordu. Kiremitlerin kayaların üstünde serpilmiş olanları
bariz bir şekilde gözlenirken, yüzyılların tesiriyle örtülen
kum zemindeki kiremitlerin bazıları yarı bellerine kadar gömülü,
diğerlerinin ise ancak köşelerinin kum üstünde kaldığı
farkediliyordu. Dip karanlıktı. Hazırlıklarını
tamamlayan Jose’nin görüntüleme ışıklarını açması
hem Harun hem de benim tarafımdan memnuniyetle karşılandı.
Birdenbire mavi ve yeşilin sonsuz tonları arasında yorumladığımız
eserlerin üzerinde renk yelpazesinin eksik olan kırmızı, sarı
gibi sıcak tonlarını da algılamaya başladık. Bu
renkler sadece kiremitlerin üstüne yuvalanmış değişik sünger
tipleri gibi deniz mahluklarından değil, kiremit toprağının
kendi yapısından da yansıyordu.
Jose
binlerce dalışın verdiği tecrübe rahatlığı
ile görüntüleri kaydetmeye başlamıştı bile. Harun’a
baktığımda elindeki yazı tabletine, dalmış olduğu
tarih dünyasından notlarını aktarıyordu. Ben de elimde
kamera, batığın üç boyutlu modelini çıkarmak için deklanşörüme
tıklamaya başlamıştım.