Söğütün amfora duvarları
Söğüt,
Marmarisin batısında, Bozburun Yarımadasının
ucundaki küçük bir köy. Denizden Yeşilova Körfezine girdiğinizde
kuzeye dönerseniz Bozburuna, dönmeden Doğuya devam edip içeri
girerseniz de Söğüte gelirsiniz.
Söğüt dağınık bir yerleşim yeri. Koyun tam içindeki köyün asıl merkezinde sadece bir kaç ev gözünüze çarpar. Köyün asıl yerleşim yeri tepelere doğru gizlenmiş. Son yıllarda nüfusu artmış olan Cumhuriyet Mahallesi ise sanki ayrı bir köy olarak dikkati çekiyor.

Söğüt
önü sanki bir göl. Önündeki adalar ve yörenin yapısı çevreyi çok
başarılı bir şekilde gizlemiş. Kara yoluyla gelenler
denizi göl zannedebilirler. Ancak ucunda dar bir geçitle açık denize açılıyor
buranın denizcileri. Dolayısıyla yörenin tekneleri mükemmel bir
şekilde korunuyor fırtınaların gazabından. Bu gözlem
aslında yanıltıcı, çünkü yöredeki batıkların
varlığından da haberdarız.
Ve
işte böyle büyüleyici bir ortamda bulunuyor bizim bugünki çalışma
alanımız. Koyun kuzeyinde, Söğütün evlerinin uzaktan seçilebildiği
bir alanda bulunuyor bu Sualtı amfora duvarları. Hemen kıyısında
kalıntılar dikkati çekiyor. Yalnız kalıntılar bu
muazzam sualtı duvarını açıklayacak bir yapı
sergilemiyor. Tek tük mermer parçalar, kısmen yıkılmış
duvarlar göze çarpıyor. Kalıntıların yukarısına,
Kuzeye doğru yöneldiğimizde bu küçük alandaki yapılaşma
izleri kesiliyor.
Seramik
malzeme tarih boyunca kullanılmış olan, ve her tür plastik
malzemenin var olduğu günümüzde bile önemini yitirmeyen bir kullanım
malzemesi. Yüzyıllarca yük taşıma kabı olarak kullanılan
amforalar, evlerin damının su geçirmezliğini sağlayan
kiremitler, evlerde günlük yaşamı sağlayan testi, sürahi,tabak
gibi malzemeler çok yakın zamana kadar yalnızca seramikten yapılmaktaydı.
Dolayısıyla bu tip malzemelerin belli bir alanda yoğunluğu
direk olarak o yöredeki yaşam seviyesinin bir işaretini oluşturmakta.
İşte yörenin yarattığı büyük soru işareti bu:
Binlerce, hatta yüzbinlerce seramik kırığından oluşan
bu duvarın işaret ettiği yerleşim yeri neresi?
Hedefimiz
sadece görüntüleme arşivleme olduğu için bu akıl
kurcalayan soruları cevaplandırmaya çalışmayacağım.
Zaten yirmibeş yıllık sualtı arkeoloji hayatımın
bulduğu cevaplardan çok soru ürettiğine inanıyorum. On bir yıl
verdiğim 3300 yıllık Uluburun Geç Tunç Devri Batığı
kazısı esnasında bazen cevaplandıramadığım
soruların gecelerimi uykusuz geçirttiğini hatırlıyorum
şu anda.
Ünlü
fizikçi, bilim adamı Albert Einsteinın bir sözü hayat felsefemin
temelini oluşturmakta: Hayatta yaşayabileceğimiz en büyük
zevk bilinmeyendir der büyük üstad. Bende sizi bu yöre ile ilgili
sorularla baş başa bırakıyorum:
Bu
seramik duvarının hikayesi nedir? Bu kadar korunaklı bir yerde
gemi batmış olabilir mi? Bu parçalar bir yerleşim yerinin kalıntıları
ise bu büyük yerleşim yeri nerededir?
Cumartesi,
22.Temmuz.2000, saat 11:00 de sualtından canlı webcam yayınını
lütfen takip ediniz. Sizin aklınıza bir açıklama, bir görüş
gelirse lütfen herkes ile paylaşabilmemiz için bize email atınız:
tufan@diveturkey.com