Tabak Batığı - Loryma
Kara
Burun Sömbeki Adasının karşısında, açık
denize doğru uzanan bir burun. Burnun hemen arkasında bütün haşmetiyle
aynı burnun adını taşıyan fener duruyor. Bu buruna yörenin
gemicileri ekmek attıran da derler. Dikkat edenler bu kaptanların
burnu dönerken bir kaç parça ekmeği denize attıklarını gözlerler.
Bu bir minnet göstergesidir denizcilerin; Bu burnu kazasız belasız
döndüğüm için Tanrıya Şükürler Olsun anlamına
gelir.
Belki
de zamanında bu adeti yerine getirmeyen bir kaptanın gemisidir Tabak
Batığı. Burnun yakınlarında dik kayalardan birisine çarpıp
kayanın hemen dibini, 39 metre derinliği boylamış bir
teknedir bu batık. Genellikle hep rüzgarlı ve dalgalıdır bu
nokta. Su yüzeyine yakın yerlerde, kayaların arasındaki boşluklarda
patlayan dalgalar muhteşem gösteriler sergiler burada.
Bu
şanssız batığın üzerinde dalış yaptık
bugün.
Hava
sertti düne oranla. Gemimizi güvenli bir koya demirledikten sonra,
sandalla gittik dalış mahaline. Ekipte görüntüleme için Jose, ve
kayıt için de Harun vardı benimle. Batık yerine varıncaya
kadar sallandık sandalda.
Batık
dik bir yarın dibinde olduğu için koyu bir lacivert bekliyordu aşağıda
bizi. Sandal zor duruyordu denizde. Batığın derinde olması,
dolayısıyla dalış sonrasında aksona gerektiğini
bilmek beni çekindiriyordu. Enstitümüzün emniyet kuralı gereği
aksonaları oksijenle yapmamız gerekiyor; bu sert havada da dalış
sonrası sandalın bizi, bizim de sandalı bulmamız sorunlu
olacağa benziyordu.
Bütün
bu durumların yarattığı tedirginliğe rağmen başımı
suya değdirip o büyüleyici maviyi, deniz dibinin muhteşem güzelliğini
gördüğümde unuttum bütün o kuşkularımı. Kontrolleri
tamamladık, işaretleştik ve daldık. Bir kaç metre süzüldükten dalgaların tesiri, rüzgarın o acımazsızlığı
kayboldu. Dik yarı takiben indik aşağıya. 30 metre derinde
kum zemin belirmeye başladı. Biraz daha indiğimizde sonsuza doğru
giden kum zemin içindeki kaya tepecikleri ile belirginlik kazandı. Tam bu
esnada amfora kırıklarını seçmeye başladım.
Tabak
Batığına inmeyeli epey olmuştu. Aklımda sanki sadece
tabak ve tek tük amfora vardı diye kalmıştı. Şimdi ise
bir çok amfora kırıkları, tek tük sağlam olanlar ve
bir kaç tane tabak gözüme çarpmaktaydı.
Ne
yazık ki değişik alanlarda çukurlar da gözlenmekteydi.
Bunlardan birisinin ortasında bir kaç parça ahşap parçası gözledim.
Bunlar geminin ahşap parçaları olmalıydı. Alıp
incelediğimde şimdiye kadar kazısını yapmış
olduğumuz batıkların ahşabına büyük benzerlik gösteriyordu.
Tipik olarak tarih boyunca bunların üzerinde beslenmiş olan ahşap
kurtlarının o labirent şeklindeki deliklerini taşıyordu.
Beni
düşündüren ahşaplar değildi; ahşapların evvelki dalışlardan
hatırlamadığım kocaman bir çukurun içinde olmasıydı.
Josenin bilhassa o bölümü detaylı olarak görüntülemesini
istedim. Bodruma dönüşümüzde eski kayıtlarımızla
karşılaştırıp bilgileri arşivlerimize geçeceğim.
Bu
dalış beni bir çok yönden düşündürmeye başladı.
Şu anda emin değilim, ve belki de bu arşivleme çalışması
bitinceye kadar hiçbir zaman emin olamayacağım, ama içimde bu batığın
kurcalandığına dair bir his var. Anadolunun en ücra
sahil noktalarından birisindeyiz, dalış kulüplerinin gelmeyi
bile akıllarından geçirmedikleri bir yöredeki batık üzerindeyiz,
ve muhtemelen bu batık üzerine inip çıkanlar olmuş. Galiba kuru
kuruya dalış yasakları bu batıkları korumak için
yetmiyor. Bence başka yöntemler düşünmemiz gerekiyor. Herneyse,
şu ön çalışmayı tamamlayalım, konuyu
Kültür Bakanımıza detayları ile sunacağım.