SÖĞÜT’ÜN SÜNGERCİLERİ


Bir zamanlar süngercilik vardı Güney-Batı Ege’de. İlkbaharın gelmesi ile o güzelim tırhandil süngerci tekneleri boyanır, dalış sistemleri el verdiğince hazırlanır ve bir heyecan yaşanırdı Bodrum’da, Bozburun’da ve küçük kasabamız Söğüt’te. Yolu olmayan, turizmin adını gazetelerde okuyan bu kasabaların gelirinin büyük bölümü süngercilikten sağlanırdı… Ama niye giriyorum bu konuya bilmiyorum; bunları zaten biliyorsunuz.  

Söğüt’ün dört emekli süngercisini ziyaret ettik. Amacım bu emektar dalgıçları tanımak ve sohbet etmekti. Benim ayrıca ilgilendiğim fakat bir türlü zaman ayıramadığım bir çalışmanın bir bölümü olarak da görülebilir bu ziyaret: Türkiye’de Süngerciliğin Tarihi. Konu üzerine şimdiye kadar çok şey yazıldı, filmler çekildi. Benim hedefim ise imkanlar el verdiğince süngerciliğe uzaktan yakından bulaşmış insanların bir arşivini oluşturmak. Çalışmanın pek iyi gittiğini söyleyemem ama bir gün mutlaka tamamlayacağım. Gelelim bu Söğüt’ün ziyaret ettiğimiz dört süngercisine.

İlk önce Muharrem Aslan ile görüştük. Kendisini bulmamız zor olmadı, çünkü sahildeki tek lokantanın sahibi. İskeleye ayak basar basmaz lokantanın girişinde gururla teşhir edilmekte olan amforalar zaten belirtti lokanta sahibinin denizle olan ilgisini. Diyeceksiniz ki bir çok sahil lokantasında, kahvelerde amfora kırıkları, deniz buluntuları bir şekilde sergilenir; bunların büyük çoğunluğu da süngerci değildir. Doğru, ama bir süngerci biraz farklı sergiler buluntuları. Öyle köşeye bucağa serpiştirilmez, dikkatlice lokalin en dikkat çekici yeri bulunur, oraya dikkatle yerleştirilir bu buluntular. Muharrem Aslan’ın amforaları da aynı böyle sergilenmişti.

On yedi yılını denize vermiş Muharrem Kaptan. Kendi teknesini işletmiş, kuzeyden güneye her köşesini dolaşmış bu denizlerin. Bırakalı çok olmuş dalışı ve süngeri ama, söz bu konulara geldiğinde mavi gözleri denizlere dalıp gidiyor hala. Altın dişleri ile güleç yüzlü karısı gülerek ekliyor Muharrem Kaptan’ın gözleri daldığında, “Benim adamın aklı hala dalmada, süngerde” diye.

Bu kadar yıllık dalışına rağmen Muharrem Kaptan vurgun ile hiç tanışmamış. Onu ziyaret ettiğimiz diğer üç dalgıçtan ayıran en önemli özellik de bu. İkinci ziyaret ettiğimiz dalgıcı, aynı isimli Muharrem Kılıç’ı Söğüt’ün yukarı mahallesinde, bir kahvede bulduğumuzda ilk dikkatimizi çeken yürümekte çektiği zorluktu. Oynadığı okey oyununu bırakıp geldi oturdu yanımıza. Şansımıza aradığımız diğer dalgıç, İhsan Uçan’da oradaydı. Konu çok kısa zamanda vurguna geldi. Sorun aynı tecrübeler farklıydı: Muharrem belden aşağıda büyük acı hissetmesine karşılık, İhsan ise vücudunun aynı bölgesinde his kaybına uğramıştı. İkisi de yılmamış, vurgundan sonra dalışlara devam etmişti. Anlattıkları çok çarpıcı sayısız hikayeler var ama sizi şimdilik onlarla yalnızca tanıştırmak istedim; öykülerini  daha sonra sizlere uzun uzun aktaracağım.

Son ziyaret ettiğimiz Söğütlü süngerci Mehmet Gürbüz Ağırlı idi. Kendisini Söğüt’ün diğer tarafında, Cumhuriyet Mahallesi’nde bulduk. Muharrem Aslan gibi o da sahilde bir yer alıp lokantaya çevirmişti. Dalgıç Mehmet’in lokantasını sadece amforalar değil, topladığı seçme süngerler de süslüyordu. Belgeselin çekimi için arkasına bütün sevgili süngerlerini dizdi Dalgıç Mehmet.

Onun süngercilik öyküsü daha acı başlıyor; 1953’te daha delikanlı olarak dalmaya başlarken ilk dalışta vurgunu yiyor dalgıcımız. “Abim dalgıçtı ama bana hiç bir şey öğretmedi kimse” diyor. Vurgunu yedikten sonra yirmibeş gün belden aşağısı tutmaz oluyor, teknede sürüklenerek dolaşıyor. Yavaş yavaş belli kısımlar kendini toparlıyor ama hiç bir zaman tam değil. “ Birileri tedavinin tek yöntemi dalışa devam etmek deyince bende yine yarı gövdemle dalmaya devam ettim” diyor.

Acıları bitmiyor Mehmet Ağırlı’nın. “ Bir yıl denize onbir kişi açıldık, altı kişi geri döndük” diyor. Bir seferde de abisini denize kurban veriyor Dalgıç Mehmet. Öldüğü yerde gömüp geri dönüyorlar.

Yazdıklarıma bir göz attığımda kelimelerin acısını hissettim birdenbire. Aslında niyetim size bu dört süngercinin deniz aşkını anlatmak.  Hepsi de, inanın bana, tam bir deniz aşığı. Acıları bu aşklarını sadece pekiştiriyor. Konuştuğumuzda hepsinin aklından mavi dünyanın çarpıcı güzelliği, büyüleyici gizemi geçiyor.

spongedivers07.jpg (10688 bytes)Bazılarınız eminim şu anda süngercilerin ‘Anadolu’nun Sualtı Hazineleri’ ile ilgisi nedir diye soruyorsunuzdur. Çok ilgisi var; 25 yılı aşkın sualtı hayatım boyunca tespit etmiş olduğumuz batıkların yüzde 95 i süngerciler tarafından bildirildi. Sualtı arkeolojisinin artık can çekişmekte olan süngerciliğe ve bu yaşamın kahramanlarına çok borcu var. Dolayısıyla çok işiteceksiniz bu kahramanları benden.