09 - 09 - 2001.  SOA


Yine güzel bir gün. Deniz olabildiğince sakin. Sanki koskoca Ege bir göl gib. Kahvaltıdan sonra yine kuzeybatıya yöneliyoruz. İlk durağımız dün üzerinde çalıştığımız batık. Çalışma alanının sığlığından dolayı 30 dakika gibi uzun bir dalış yapabileceğiz.

İlk inceleme konumuz dün tespit etmiş olduğumuz ve geminin çapası olabileceğini tahmin ettiğimiz demir kalıntısı. Dün görüntülemiştim ama çevresindeki tozdan dolayı nesnenin görüntüleri pek başarılı değildi. Tekrarlamak için indiğimde suyun durulduğunu, ve objenin rahatlıkla görüntülenebileceğini gözledim. Biz ayrıldıktan sonra üzerine düşen kum parçalarını temizlemek için yanıma aldığım boya fırçasını kullanmaya başladım. Bir iki dakika sonra parçanın bir çapanın özelliklerini göstermediğini farkettim. Her şeyden önce, kalın gövdesi eğriydi. Ayrıca her çapanın sahip olması gerektiği tırnakları görünmüyordu. Belki şu anda soruyorsunuzdur, çapa veya değil, bu o kadar önemli mi? Evet, önemli. Eğer bu bir çapa ise gemi kayalara yaklaşırken çapasını atmış, gemi buna rağmen kayalara çarpıp parçalanmış ve gözlediğimiz gibi geminin tümü kayaların üstünde dağılmış, şeklinde yorumlayabiliriz. Bu durumda kumun içinde geminin kalıntılarının olabileceğine ilişkin bir ip ucu olmaz. Ama eğer bu kalıntı bir çapa değilde, gemideki bir yükün veya donanımın bir parçası ise, o zaman geminin büyük bir kısmının kumların altında korunmuş olması olasılığı da güç kazanır. Demir kalıntısının hemen yanındaki bir birine yapışık seramik parçaları da geminin bir kısmının kum altında olması ihtimalini kuvvetlendiriyor.

Bu inceleme ve analizler, bunlara bağlı olarak gerçekleştirdiğimiz detaylı görüntüler, ileride bu batığı kazmayı planlayan sualtı arkeologları, veyahut denizlerimizdeki tarihi incelemek isteyecek bilim adamları için önemli bir bilgi kaynağı olacak. Anadolu'nun Sualtı Hazineleri Projesi'ne bu batığı kazmayı planlayan bir arkeolog açısından bakalım: Bir sualtı kazısı oldukça pahalı bir çalışma. Ve çoğu zaman, ünlü sualtı arkeologu George Bass'in dediği gibi, bir kumar. Hiç bir zaman kumun altında ne olacağını bilemiyorsunuz ve kestiremiyorsunuz. Büyük hazırlıklardan ve zahmetten sonra kazıya başladığınızda kazıya değer bir bulgunun çıkmamasından dolayı başarızsızlığa da uğramanız muhtemel. Anadolu'nun Sualtı Hazineleri, sualtı kültürel arşivimizin oluşturulmasının yanında, bu önemli bilgilerle sualtı arkeolojisine de böylece hizmet ediyor.

M.S. 1 yy. Roma Batığı'ndan sonra, bir mil daha kuzeybatıdaki iki gemi kalıntısının üzerine yöneldik. Bunlar oldukça sığda: Derinlikleri 8 ile 13 metre arasında değişiyor ve kalıntılar tek bir nesneden oluşuyor, taş. Geçtiğimiz haftalarda yükünün taş olduğu bir kaç batık inceledik: Kilise Batığı, Mermer Sütun Batığı, ve Değirmen Taşı Batığı. Yalnız buradaki taşlar farklı: Bunlar geminin yükü değil, safrası. Bazılarınız safra nedir diye soruyorsunuzdur: Tunç Devri'nden itibaren gemiler dengelerini sağlamak için teknelerinin dibine ağırlık oluşturması için malzemeler koyarlar. Bu antik çağda genellikle taştır. Günümüzde de safra kullanılır, fakat bu yoğunluklarından dolayı genellikle demir ve kurşun olarak seçilir. Bazen gemilerin dibine safra işlevini görmesi için beton döküldüğü de gözlenir.

İnceleme alanımızdaki safra taşları dere yataklarından toplandığı için yuvarlak ve cilalanmış. Çevredeki keskin kayalardan tamamen farklı. Geniş bir alana yayılıyor; bir ucundan ötekine 30 metrelik bir alan oluşturuyor. Burada bir geminin batıp batmadığını tam kestiremiyoruz. Yörenin kayalık ve sığ olmasından burada bir gemi bile batmış olsa ahşabının korunmuş olması düşünülemez. Ama bir geminin ağır bir yükü almadan evvel artık ihtiyaç duymadığı safra fazlasını da buraya dökmüş olması muhtemel. Taşların arasında yükten kalıntılar arıyoruz ama bir kaç seramik parçasından başka bir şey yok. Bunlarda sonradan da düşmüş olabilir. Evet, geminin yük taşımıyor olması da muhtemel battığında… Anlayacağınız bu yığına pek anlam vermek mümkün değil.

Safra taşı yığınının çeyrek mil güneyinde kayalara yapışmış, tamamen kırılmış ve kırıkların iç içe geçmiş olduğu bir Bizans dönemi batığına yöneliyoruz.  Amfora kalıntıları bize zamanlama olarak geç 6. yy ve 7. yy.  belirtisi veriyor. Kalıntıların arasında bir tanesi dikkatimizi çekiyor: Bir dolia parçası. Dolia antik çağda, evlerde kullanılan, toprağın içine gömülerek sabitlenen kalın ve büyük bir küp. Bir nevi depolama kabı. İçine her türlü yiyecek konuluyor. Belki de yere gömüldüğünden yazın az da olsa bir serinlik sağlıyor. Günümüze kadar Akdeniz'de sadece iki düzine gemide dolia kalıntısına rastlanmış. Doliaların gemide mürettebat tarafından mı kullanıldığı veya yük olarak mı taşındığı konusunu cevaplamıyor.

Üç ayrı alanda çalışma yaptıktan sonra kampımıza dönüyoruz. Yarın son dalış günümüz. Aynı zamanda kampımızı da toplamaya başlayacağız. Uzun ve yorucu bir gün olacak. Bilgisayar sistemlerimizi de toplayacağımızdan , haberiniz olsun, yarın yayın yapamayabiliriz.